Son mağarayı gezdikten sonra daha ilerdeki Kestane mahallesinde Taş kömürünü Türkiye’de ilk bulan Uzun Mehmet’in mezarı vardı. Buraya önceki gelişimde gitmiştim. Şehre hakim bir tepede boyu yaklaşık 5-6 metre büyüklüğünde bir mezardı. Sembolik olduğunu tahmin ettiğim bu mezar ve çevresi kestane ağaçlarının gölgesinde yürüyerek gezmek çok keyifli bir gezinti olacaktır.
Mağaralar bölgesinden şehir merkezine doğru giderken bir heykel dikkatimizi çekti. Sakallı bir adam sırtında 3 başlı bir köpek taşıyordu. Yanında durup heykel hakkında bilgiler yazan levhayı okuduğumuzda heykelin meşhur Herkül, köpeğin ise o dönem halkına zararlar veren şeytan olduğu yazıyordu. Heykelin Cehennemağzı mağaralarından çıkarıldığını da duymuştuk. Bu etkileyici heykel ve şehre karşı fotoğraflar çekerek yolumuza devam ettik.
Ereğli’den ayrılma zamanı gelmişti. Tabi zaman ve şartlar müsait olsa daha birçok gezilecek yerleri, şelaleleri, mağaraları, müzeleri, tarihi cami ve hamamları olduğunu duymuştuk. Bir daha ki sefere İnşallah diyerek Emrullah amcama bu keyifli gezi için teşekkür edip Ereğli’nin çıkışına doğru yola koyulduk.
Vakit öğleni geçmişti ama daha gün bitmemişti. Bu yüzden bu muhteşem doğayı gezip yaradanın bize bahşettiği güzellikleri görmeden gitmek olmaz deyip, Akçakoca’dan sonra istikametimizi Karadeniz yoluna çevirip, gezerek gitmeye karar verdik. Yol kenarındaki kahverengi tabelalarda gördüğümüz turistik mekanları ziyaret etmekti amacımız.
Akçakoca’yı biraz geçince bir kahverengi tabela kümesi karşımıza çıktı. Burada hepsini belki dolaşacak zaman yoktu ama içlerinden en az bir tanesini uğrayabilirdik. Aktaş şellasi 9km yazan tabelayı takip ederek fındık ağaçlarının arasından dar yollarla bölgeye ulaştık. Şellale bölgesini özel şahıslar koruma ve misafir ağırlamasını yapmaktaydı. Girişte 3 TL araç fişi kesilerek bölgeye giriyorsunuz. 2 katlı ahşap evde oturan sorumlular halka bu muhteşem manzara altında çay ve pide imkanı sunarak dinlenmelerini sağlıyordu.
Şelaleden akan suyun sesi taa arabadan indiğimiz yere kadar geliyordu. Aracı bıraktığımız bölgeden sonra yaklaşık 15 dakika ormanın içindeki dere kenarı patika yolundan ilerleyerek şelaleye ulaşıyorduk. İnişli çıkışlı ve biraz da yorucu yürüyüşün sonuda ise bütün yorgunluğunuzu unutturacak Aktaş Şelalesi'nin güzelliği karşılıyordu bizi. Yaklaşık 30 metre yüksekten düşen suyun sesi ve etrafınızı saran yeşillikler ve kuşların cıvıltısı insana büyük mutluluk veriyordu.
Şellalede bol bol resim çektikten sonra dönme zamanı gelmişti. Aynı patika yol üzerinden geçerken siyah bir yılan önümüze çıkmış, ama bizi görünce tekrar ağaçların arasına kaçmıştı. Biraz korka, birazda daha başka yerleride gezmek üzere adımlarımızı hızlandırdık. Ama buraya kadar gelmişken bölgesel pidenin tadına bakmadan dönmek olmazdı. Dinlenme yerinde ikram edilen içinde yeşilliklerin bulunduğu, daha önce tatmadığımız için, tadı değişik gelen pidelerimizi ve manzaraya doğru çaylarımızı içtikten sonra tekrar yola koyulduk.
Ana yola çıktıktan sonra 10-15 km ilerdeki kahverengi tabelada Tahirli şelalesi 4 km yazıyordu. Önceki Şellalenin güzelliği ve bir daha mı buralara geleceğiz düşüncesiyle tabelayı takip ederek Tahirli köyüne geldik. Köy meydanına erik tezgahı açan çocukların “abi rehber lazım mı?” sözüyle herhal de daha büyük diye merak etmiştik. Son tabelanın gösterdiği yöne araç gidemediği için aracı yol kenarına bırakıp ağaçların içine doğru yürümeye başladık.
Bir süre sonra incecik bir dereyi görünce heralde başka tarafa akıyordur bu şelale diye yürümeye devam ettik. Ama orman içindeki son tabelada bize bu derenin yönünü gösteriyordu. Karşımıza çıkan manzara beklediğimiz gibi çıkmadı. 4 tane basamak merdiven ve uzaktan baktığımız zaman çok güzel bir görselliği var ancak yakından hayalimizdeki şelale tasvirine pek uymayan ve suyu çok az olan bu şelalecik, belki suyu daha fazla olsa ve kenar düzenlemesi yapılsa bence bölgeye faydalı olurdu. En azından “Tracking (dağ yürüyüşü)” yaptık diyerek kendimizi avutup dönüş yoluna geçtik.
Vakit epey ilerlemişti. Keşke daha erken çıkabilseydik te bütün kahverengi tabelaların gösterdiği gezilip-görülmeye değer yerleri görebilseydik diye iç çekip Karasu yoluna devam ettik. Bütün Karadeniz sahil tarafını dolaştığım halde bu kadar düz bir yola rastlamamıştı. Kocaali – Karasu arası yaklaşık 20 km direksiyonu sabit tutsanız dümdüz gidilebilecek bir yol olduğunu gördük.
Sevdiğim bir söz vardır ”Görebildiğin en uzak yere kadar git; oraya varınca, daha ilerisini de göreceksin”. Gerçekten de insan dünyada ne kadar uzağa gitse de ne kadar fazla yer görse daha da fazlasını istiyor. İnşallah bir sonraki gezide görüşmek üzere dileğiyle….
Ereğlinin özellikleri
İlçede 15 ağır sanayi kuruluşu, 81 orta ölçekli işletme faaliyet gösterir.
Şehirde 6 modern hastane, 200'ü aşkın doktor vardır.
Karadeniz Ereğli Müzesi’nde 3.000’i aşkın arkeolojik eser sergilenmektedir.
Karadeniz Ereğli, sınırları boyunca 80 kilometrelik kıyı şeridine sahiptir. Yükleme ve boşaltma olanağı olan Türkiyenin en büyük limanları ve balıkçı barınakları ile uluslararası nitelikte tersaneleri bulunmaktadır. Karadeniz Ereğli’ye bağlı Armutçuk (2003'de beldenin adı Kandilli olarak değiştirildi) Beldesi’nde, TTK’ya bağlı Armutçuk Müessesesi bünyesinde Taşkömürü ocakları, Karadeniz Ereğli kent merkezinde Ereğli Demir Çelik Fabrikaları (Erdemir) bulunmaktadır. Sadece Ereğli Demir ve Çelik fabrikalarında Erdemir ise 10.000'e yakın işçi çalışmaktadır.
Karadeniz Ereğli’nin kıyıları boyunca, birçok doğal plajın yanı sıra; Karadeniz Ereğli Belediyesi, Erdemir Fabrikaları ve Karadeniz Bölge Komutanlığı’na ait kamp ve plaj tesisleri bulunmaktadır.
Kent merkezinin nüfusu 94.800 olmasına rağmen; sosyal alanlar, çevre düzenlemeleri ve ticari hareketliliğinden dolayı Zonguldak ve çevresinin çekim merkezi konumundadır. Bu nedenle gündüz saatlerinde Karadeniz Ereğli'nin nüfusu 200.000'i aşarken, araç sayısı da 60.000'i geçer.
İlçeler bazında alırsak, Türkiye'de ilçe bazında kişi başına en fazla otomobil Karadeniz Ereğli 'de düşmektedir (AB ortalamasına en yakın yer).
Karadeniz Ereğli’de, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı ilköğretim ve liseler ile özel okullarda 40 bin öğrenci öğrenim görmektedir.
Ereğli eskiden heraklia adıyla anılırdı. Eski tarihte tanrının oğlu herkül 3 başlı köpek olan Kerberos ile burda bulunan cehennem ağzı mağarasında Şavasmıştır. Cehennem ağzı mağarası zamanla biraz zarar görsede hala kendini korumaktadır.
Karadeniz Ereğli’de her yıl 18 Haziran'da uluslar arası Osmanlı Çileği Kültür ve Sanat Festivali, Temmuz ayının ilk haftası Uluslararası Sevgi Barış Dostluk Kültür ve Sanat Festivali (Avrupa'nın en büyük açık hava festivali) ve aralık ayının 2. haftasında Uluslararası Hamsi Festivali (Guinness rekorlu) düzenlenmektedir.
Karadeniz Ereğli denince çilek, taş kömürü ve Erdemir gelir akıllara. Osmanlı çileği diye tabir edilen küçük, pembemsi rengi ve kendine has aromasıyla ve harika kokusu ile ünlü olan bu çileğin reçeli çok meşhurdur.
Tarihi;
Karadeniz Ereğli, sadece tarihi MÖ. 2500 yıllarına uzanan çok eski bir kent değildir; Ereğli, aynı zamanda, Anadolu uygarlıklarının, binlerce yıla yayılan bir kesişme noktasındadır da. O kadar ki, Yunan mitolojisinin en çarpıcı olaylarının yaşandığı kentler arasında Ereğli'de vardır.
Hemeros, ünlü eseri İlayada'da, Ereğli'yi de içine alan Zonguldak kıyılarının ünlü Troya (Truva) savaşlarına (MÖ. 1200) katılan gönüllü Anadolu askerlerine de yurt olduğunu anlatır.
Yunan mitolojisinin en çarpıcı öykülerinden olan Herkül'ün (Herakles) Cehennemin kapısını bekleyen üç başlı canavar köpek Kerberos'u yakalaması öyküsü de Ereğli'de geçmektedir.
Yunan mitolojisine göre, Cehennemağzı Ereğli'dedir. Bu mitolojik açıklamadan binlerce yıl sonra, 1829'da yanan taşların ya da maden kömürünün Ereğli'de bulunması cehennem çağrışımı açısından ilginçtir!..
Ereğli, adını Herkül'den almıştır.

Cehennemağzı Mağaraları
Antik Çağa ait arkeolojik kaynaklarda “Acheron-Akheron Vadisindeki Mağaralar” adıyla geçen Cehennemağzı Mağaraları (Kehanet Mağaraları), Karadeniz Ereğlisi’nin geçmişte Ayazma olarak adlandırılan İnönü Mahallesi’ndeki dört mağaranın ortak adı.
Yunan Mitolojisine konu olan Cehennemağzı Mağaraları, Hristiyanlığın yasak olduğu dönemlerde gizli gizli yapılan tapınmalar için kullanıldığı sanılan ilk ibadet merkezlerinden biri.
Ölüler Ülkesi
İnsanın doğaya karşı yenilmez dayanma ve saldırma gücünü simgeleyen Herakles’e, Eurstheus tarafından verilen on iki görevden sonuncu ve en güç olanı; Cehennem Köpeği Kerberus’un, hiç bir ölümlünün bir daha geriye dönemediği Ölüler Ülkesi’nden (Hades) kaçırılmasıdır. Herakles, Altın Postu aramak üzere yola çıkan Argo gemicileri ile birlikte Ereğli’ye gelir. Hermos ve Athena’nın da yardımıyla, üç başlı ve yılan kuyruklu Kerberus’u yeryüzüne çıkarır. Eurystheus’un Kerberus’u gördüğünde çok korkması üzerine, Herakles onu Ölüler Ülkesi’ne geri bırakır. Herakles’in Kerberus’u kaçırmak için Ölüler Ülkesi’ne indiği yer Cehennemağzı Mağaralarıdır. İlk çağın en önemli kehanet merkezlerinden birinin bu mağaralar olduğu bilinmekte. Diğeri ise Yunanistan’ın Delpahai kentinde yer alıyor. Bir başka söylenceye göre; kentin tekfurunun kızı, hizmetkarına aşık olur ve evden kaçar. Cehennemağzı Mağaraları’ndaki kız-oğlan odasına saklanır. Cehennem zebanisi kendisini korur. Mağaraya giremeyen tekfur “Taş olun!” der, kız ile oğlan taş kesilir.

Uzun Mehmet
1829 Yılında Ereğli’nin Kestaneci Mahallesi’nde yaşayan Uzun Mehmet, Türkiye sanayisinin ve bugün Zonguldak halkının başlıca ekonomisini oluşturan Taşkömürünü Ereğli’de Köseağzı bölgesinde bulmuştur. Her yıl 8 Kasım’da Kestaneci Mahallesi’nde anma töreni yapılır.
Sanayi devriminden sonra önem kazanan kömür; Osmanlı padişahı II.Mahmut’un “Memalik-i Şahane dahilinde siyah taşın taharrisi” adlı fermanıyla ülkemiz, İlimiz gündemine girmiştir.
Kdz.Ereğli’nin kestaneci Köyünden olan Uzun Mehmet askerlik iznini kullanmak üzere köyüne gelir. Askerdeyken gördüğü kömürü yöresinde aramaya başlar. Buğday öğütmek için gittiği değirmenin (Kdz.Ereğli, Köesağzı Mevki, Neyren/Niyren Deresi dolayları) su kanallarında yuvarlanan siyah taşları görür ve bunları değirmen ateşine atarak yanıp yanmadığını dener. Karataş’ın yandığını görünce hem kendi hem de yöresinin yazgısını değiştirecek yanartaşları çuvallayıp ihsanını almak üzere İstanbul’a hareket eder. Saraydan ihsanını (5000 kuruşluk ödül ve ölünceye dek 500 kuruş aylık) olarak alır.
Osmanlı Çileği ve Fındığı:
Çilek ile ilgili ilk bilgiler M.S. 23 – 79 yılları arasında yaşayan botanikçi Tillius tarafından aktarılır. Çilek, Fransa'da gelişir ve sonraki yıllarda kültürel değerini artırmaya başlar. Karadeniz Ereğli'ye özgü Osmanlı çileği ise kralların yiyeceği ve içeceği olarak da adlandırılır. İlk olarak 1920'li yıllarda Karadeniz Ereğli'de ekimine başlanmıştır. İstanbul bölgesinden bu yıllarda Karadeniz Ereğli'ye getirilen çilek, yerli kültür olan diğer çilek ile etkileşim sürecine girmiş ve ortaya Osmanlı çileği denen nazik ve aromalı bir çilek çıkmıştır.
Tüm Karadeniz Bölgesi'nde yetişen ve Anavatanı Anadolu olan fındığın antikçağdan itibaren 2500 yıldır Anadolu'da yetiştirildiği bilinmektedir. Fındık, Karadeniz Ereğli bölgesinde ise ticari bitki olarak 1900'lü yıllardan itibaren yetiştirilmeye başlanır. Yılda ortalama 5000 ton ürün alınan fındık, 6000 civarında köylünün geçim kaynağını oluşturur.